Son yıllarda çevremizde terapiye giden, psikolojik destek alan ya da en azından bu konuyu araştıran insanların arttığını fark ediyoruz. Bu iyi bir işaret; çünkü duygusal zorlanmaların sadece “güçlü ol” diyerek geçmediğini artık daha çok kişi kabul ediyor. Ama iş terapi seçmeye geldiğinde işler biraz karışıyor: Psikodinamik mi, BDT mi, EMDR mi, aile terapisi mi? Her yaklaşım kendine göre mantıklı görünürken “Benim için doğru olan hangisi?” sorusu insanı durdurabiliyor. İşte bu yazı tam burada devreye girsin istedik. Aşağıda Türkiye’de en çok bilinen ve danışanların sık başvurduğu bazı terapi türlerini, neye odaklandıklarını ve kimler için daha uygun olabildiklerini olabildiğince sade bir dille anlatacağız. Böylece ilk randevuyu alırken biraz daha hazırlıklı olabilirsiniz.

1. Psikodinamik Terapi

Psikodinamik yaklaşım, kökenini Freud’dan alsa da bugün çok daha modern, ilişki odaklı ve gerçekçi bir biçimde uygulanıyor. Ana fikri şu: Çocuklukta ve erken ilişkilerde yaşadıklarımız, farkında olmadan bugün nasıl düşündüğümüzü, seçtiğimiz partnerleri, kırıldığımız yerleri etkiliyor. Yani bugün tekrar eden ilişki çatışmalarınız, “Hep aynı şey başıma geliyor” dediğiniz döngüler boşuna olmuyor.

Bu terapi daha çok kendisini derinlemesine anlamak isteyen, duygularını adlandıramayan, ilişkilerinde tekrar tekrar aynı yere çarpan kişiler için uygun oluyor. Süreç genelde biraz daha orta-uzun süreli olur; çünkü amaç sadece semptomu söndürmek değil, altta yatan dinamiği görmek. Diyelim ki biri sürekli “Terk edileceğim” kaygısıyla ilişkide kontrolcü davranıyor. Psikodinamik terapide bunun çocuklukta yaşanan duygusal ihmalden kaynaklanan bir “yakınlık = kayıp” eşlemesi olduğu fark edilebilir. Bu farkındalık değişimin kapısını açar. Kısacası, hızlı çözümden çok, kök neden görmek isteyenlere iyi gelir.

2. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)

BDT Türkiye’de en çok bilinen yaklaşımlardan biri ve bunun iyi bir nedeni var: Yapılandırılmış, hedef odaklı ve ölçülebilir ilerler. Temeli şu basit üçgende yatar: Düşünceler → duygular → davranışlar. Yani zihniniz “Ya kontrolü kaybedersem?” diye bir düşünce üretirse, bedeninizde kaygı oluşur, siz de o ortamdan kaçarsınız. BDT, bu otomatik düşünceleri fark etmeyi ve yerine daha işlevsel olanları koymayı öğretir.

Bu yaklaşım özellikle anksiyete bozuklukları, panik atak, depresyon, OKB, sosyal fobi gibi durumlarda oldukça etkilidir. Seanslar genelde planlıdır; terapist size seans dışında yapmanız için küçük görevler, yani “ev ödevleri” verir. Örneğin bir “düşünce kaydı” formu tutulur: “Olay neydi? Aklımdan ne geçti? Ne hissettim? Daha dengeli bir düşünce ne olabilir?” Böylece duygu dalgalanmaları kontrol edilebilir hale gelir. Yapı ve netlik seviyorsanız, “Bir şeyler yaptığımı görmek istiyorum” diyorsanız BDT çok iyi bir seçenek.

3. Hümanistik Terapiler

Hümanistik yaklaşımın merkezinde insanın kendini gerçekleştirme potansiyeli vardır. Carl Rogers’ın kişi merkezli yaklaşımı “İnsana yargılanmadığı, kabul edildiği ve anlaşıldığı bir ortam sunarsan o zaten iyileşmeye doğru gider” der. Yani bu terapi türünde terapist “uzman” gibi dikte etmez; daha çok sizin kendinizi duymanıza odaklanır.

Bu tarz, özellikle kendiyle bağ kurmak isteyen, hayatında yön arayan, “Birileri beni sadece dinlesin” diyen, çok eleştirilmiş veya bastırılmış kişilerde iyi çalışır. Çünkü terapistin koşulsuz kabulü, kişinin zamanla kendine de aynı şefkatle yaklaşmasını sağlar. Bazı kişiler BDT’nin ödevli yapısını değil de böyle sıcak, ilişki temelli bir süreci tercih eder. Bu da tamamen normal; herkesin iyileşme dili aynı değil.

4. EMDR (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma)

EMDR adı biraz teknik gelse de özellikle travma alanında oldukça bilinen ve araştırmalarla desteklenen bir yöntemdir. Mantığı şöyle özetlenebilir: Beyin travmatik olayı yeterince işlemediğinde o an sanki “donmuş” gibi kaydolur ve yıllar sonra bile tetiklenir. EMDR seanslarında çift yönlü uyarım (göz hareketi, dokunma ya da ses) kullanılarak beynin bu anıyı yeniden işlemesi sağlanır.

Bu yöntem özellikle travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), taciz, kaza, kayıp, afet sonrası belirtiler yaşayan kişilerde önerilir. Bazı panik ve fobi durumlarında da işe yarar. Güzel tarafı, kişi travmayı yeniden detay detay anlatmak zorunda kalmadan ilerleyebilmesidir. Türkiye’de de bilinirliği giderek artıyor ve pek çok psikoterapist klasik terapi eğitimine ek olarak EMDR eğitimi de alıyor.

5. Aile ve Çift Terapisi

Bazen sorun tek kişide değildir; ilişki sisteminde bir yerlerde düğümlenme olmuştur. Aile ve çift terapisi tam da buna bakar. Terapist, “Kim haklı?”dan çok “Bu sistem nasıl çalışıyor, çatışma nasıl tetikleniyor?” sorusuna odaklanır. Örneğin bir çiftte biri sürekli geri çekiliyor, diğeri daha çok talepkâr oluyorsa, terapist bu dansı görünür kılar.

Bu tür terapi evlilik ve ilişki sorunları, iletişim kopuklukları, aldatma sonrası süreç, çocuklarla çatışma, kuşaklar arası gerginlikler gibi durumlarda etkilidir. Bireysel terapiden farkı şudur: Burada odakta tek kişinin iç dünyası değil, ilişkideki etkileşim vardır. Dolayısıyla seanslara çoğunlukla iki ya da daha fazla kişi katılır ve değişim de birlikte gerçekleşir.

Ruh sağlığı söz konusu olduğunda tek bir “doğru” terapi yok; çünkü tek bir “doğru” insan modeli yok. Hepimizin geçmişi, baş etme biçimi, ilişkileri ve beklentileri farklı. Bu yüzden ilk seanslar genellikle bir tanışmadır; siz terapisti tanırsınız, terapist de sizin ihtiyaçlarınızı. Uygun olmadığını düşündüğünüzde terapi türünü ya da terapisti değiştirmek de terapinin çok doğal bir parçasıdır. Önemli olan, zorlandığınız yerde yalnız kalmamayı seçmenizdir. Yardım istemek zayıflık değil, aksine hayatı daha iyi yaşamak için atılmış cesur bir adımdır. Buraya kadar okuduysanız zaten bu adımın yarısını attınız.

Randevu Alın!

Betül Tacettin - DoktorTakvimi.com

Betül Tacettin